Merkezi Yerleştirme Sınavına hazırlık nasıl yapılır?


  • Merkezi Yerleştirme Sınavına hazırlık nasıl yapılır ?

Eğer çocuğunuzun geleceğini şekillendirirken ne yapmanız gerektiğini bilmiyorsanız, doğru yöntemin ne olduğunu bulmakta zorlanıyorsanız ve çocuğunuzun kişilik yapısına uygun bir öğretim biçimi bulmak istiyorsanız yazımızın geri kalan kısmını dikkatlice okumanızı öneriyoruz.

Bir çocuk dünyaya geldikten sonra onun duyarlı, sağduyulu, hoşgörülü, sevecen bir birey olarak topluma kazandırılmasında en önemli etkenler AILE ve EĞITIM ALDIĞI okuldur. Burada size düşen görev uzman kişilerden yardım alarak onun yürüyebileceği bir yol çizmektir. Çocukların bu sınava tam anlamıyla hazır olmaları için bir iki senelik çalışma değil ilkokul birinci sınıftan başlanarak alacağı temel eğitim, düşünme becerisi, geliştirecekleri farklı bakış açıları ile hazırlanmaları mümkündür. Çünkü en iyi ve hızlı öğrenme yaşı 7 yaştır. Yedi yaşta arttırma, eksiltme, bölüştürme, noktalama işaretleri, yazım kuralları gibi kavramlar doğru anlaşılabilirse çocuk ilerleyen sınıflarda sorun yaşamaz. Örneğin bir problemi gördüğü zaman adım adım çözüm basamaklarını hazırlaması gerekir.Problemde verilenler nedir? İstenilen nedir? Çözüme ulaşmak için kaç farklı yoldan gidilmelidir? Bu soruları küçük yaşlarda çözümlemeleye alışan bir çocuk önüne hangi sınav, hangi soru çıkarsa çıksın çözümlemeyi bilir. Çünkü bu şekilde nasıl düşünmeleri gerektiğini ve bakış açısı geliştirmeyi öğrenirler.

Globalleşen dünyada çocuklarımız sadece kendi ülkelerindeki çocuklarla değil tüm dünyadaki çocuklarla yarışmak zorunda hayatının her aşamasında seçime tabii tutulacak bu gerçeği bilerek erken yaşlarda çocuklarımızı donanımlı yetiştirmeliyiz.

Çocuklara çok ders çalıştırmak, test çözdürüp soru ezberletmek yerine, bakış açısı kazandırmak yapılması gereken ilk şeydir. Örneğin; öğretmen sınıfta tahtaya bir soru yazdığında bu soruya nasıl bakarsın, bu soruda ne görüyorsun? diyerek öncelikle çocukların fikri alınarak düşündürmeye teşvik ederek, ortaya çıkan çözümleri, anlatım biçimlerini yanlışlarına yol göstererek onun katılım sağlamasını, sırasında oturup sadece dersi dinleyerek değil etkin bir biçimde katılarak o dersi sonlandırmasını sağlamak gerekir. Bu sayede kendisinin bilgiyi sadece toplayıp depolayan değil, bilgiyi alıp yorumlayıp sonuç üreten bir birey olarak hissedecek bu da derslere olan ön yargısının kırılmasına sebep olacaktır. Diğer bir farklı yöntem ise; her hangi bir dersten herhangi bir konuda soru üretmelerini istemektir. Sınıfça yapılan bu etkinlikte hem dersin işleyişi monotonluktan kurtulur hem de öğrenciler düşünmeye sevk edilerek yaratıcılıklarının gelişimine katkı sağlanmış olur. Bu sayede soru ürettikçe karşısına çıkacak her tip soruya cevap verebilecek düzeye gelir.  Öğrenci öğretmenin öğrettiği konuyu tam anlamıyla öğrenip bu konu üzerinde düşünüp kendisi konuyla ilgili üretim yaptığı zaman; piyasada o konu üzerine üretilmiş tüm soruları çözmeye çalışıp zaman emek harcayıp bu kadar çok yorulmasına gerek kalmayacaktır. Çünkü bu yöntemlerle karşısına o konuyla ilgili ne tip soru gelirse gelsin o konuyu bildiği yorumlayabildiği farklı bakış açılarıyla yaklaşabildiği soru ezberlemediği için hemen çözüme ulaşacaktır. Bu yılki sınavda da bu yöntemleri bilen uygulayan çocuklar bir adım öne geçtiler ve başarılı oldular.

Özellikle ilk okula başlayacak velilerimiz ve öğrencilerimiz için bir rehberlik edecek olursak okula başladığı zaman çocuğun öğrenmenin nasıl zevkli bir şey olduğunu hissetmesini sağlamanız gerekir. Okuma yazma zor, ödevlerin çok olacak gibi negatif etki yaratacak cümlelerle çocuklar kendilerini stres altında hissederler. Her ne olursa olsun çocuklara kendilerine güvenmeleri konusunda telkinlersek; ‘Bu çok kolaymış, senin kolaylıkla yapabileceğin bir şey hem de çok zevkli, başarabilirsin, sana güveniyorum…’ gibi çocuklar okulu bir zorunluluk değil yeni bilgiler öğrendikleri  bir mekan olarak algılarlar ve bundan zevk alırlar. Çocuklarımızın karşısına aşamayacakları duvarlar örüyoruz onlarda çarpıp geri dönüyor sonra onlara kızıyoruz sen çalışmadığın için yapamadın diye halbuki o duvarları yaratan bizleriz. Eğitimin, öğretimin insana neler kattığını, bilgi öğrenmenin onu hayatta uygulamanın güzelliğini öğretmek o bilgiyi nasıl kullanması gerektiğini aşılamak sınavlarda göstereceği başarıdan çok daha önmelidir. Bu şekilde eğitilen çocuklar zaten tüm sınavlarda başarılı olacaktırlar. Çocuğunuz başarısız olduğunda da bunu en kısa zamanda farketmeli ve çözüm yolları aramalısınız. Bu durum  öğretmen, veli, aile ortamı, arkadaş çevresi gibi dış etkenlerinin yanında Disleksi, öğrenme güçlüğü gibi çocuktan da kaynaklı olabilir. Geç kalınmadan fark edildiğinde bunların önüne geçmek mümkün olacaktır. O yüzden çocuğunuzla bolca vakit geçirmeli onun eksik yönlerini, olumlu olumsuz taraflarını çok iyi gözlemlemelisiniz.

Yapılan bir diğer yanlışta çocuğa kitap okuma alışkanlığının ve zevkinin kazandırılmaması. Bu konuda bizler de hatalıyız. Çocukların eline  bir kitap listesi  veriyoruz  sonra da o kitaplardan sınav yapacağız, sözlü olacaksınız diyoruz.  Zaten değerlendirme çocuğa göre stresli bir durum olduğu için kitap okumayı da bu kategoriye sokuyor ve hayatı boyunca ondan kaçmaya çalışıyor. Halbuki her çocuğun kendi zevkine göre okuduğu kitapları getirip sınıfta arkadaşları ile paylaşması sağlanarak ya da küçük kısa hikayeler okuyup sonlarını kendi iç dünyalarına göre tamamlamaları sağlanarak yani teknoloji sayesinde daralan başkasının hayal gücüyle sınırlı kalan çocuklarımızı kendi dünyalarının yaratıcısı olmalarına teşvik etmemiz gerekir.

Sınava hazırlarken bir başka yapılması gereken şey de teorik bilginin somut hale dönüştürülmesidir. Özellikle matematikte günlük hayatı yorumlama yeteneklerini ölçecek türde sorular karşımıza çıkıyor. Örneğin dikdörtgen bir kapıdan bir koltuğun hangi açıyla geçirilmesi gerektiği ya da makaralı sistemle kurulmuş bir perdenin nasıl hareket ettiği gibi her yerde kullandığımız gördüğümüz nesneleri çocuklar teorik olarak öğrenmeye çalıştıklarında başarılı olamıyorlar. Bu bilgiler gözle  görüldüğünde,  dokunulduğunda daha akılda kalıcı ve anlaşılır oluyor. Günlük yaşamda tecrübe edinemeyen, bu yaşantının içinde yer almayan çocuktan başarı beklemek mümkün değildir. Örneğin bir yumurta kırmayan,  eline makas almamış ,çivi çakmamış çocuğa fen dersinde öz ısı konusunu, basit makinalar konusunu anlatmak; bunu hayatında uygulayıp yaşayıp şahit olmuş çocuğa anlatmaktan daha kolaydır.Üstelik bu konuları hayatta deneyimleyen çocuklar için konular somut bir hal aldıkça akılda kalıcılığı da o denli artmaktadır. Çocuğunuzun sınavda başarılı olmasını istiyorsanız hayattan soyutlayıp tek bir odanın içinde elinde tabletle yalnızlaştırmayın. ONUNLA HAYATI YAŞAYIN. 

Özet olarak liseye ya da üniversiteye giriş sınavlarında ya da karşısına gelebilecek her hangi bir sınavda çocuklara gelen problemi nasıl yorumlayacağı hangi bakış açısıyla yaklaşması gerektiği ve sorunun nasıl çözüleceği öğretilirse başarısızlık söz konusu bile olamaz.