Geleceğin Eğitimi Nasıl Olmalı?


Geleceğin Eğitimi nasıl Olmalı

Değişen dünyada eğitimde nasıl bir yol izlenmeli ? Eğitimin amacı bireylerin bu değişime uygun kazanımlar elde etmelerini sağlamaktır.

Bu amaçla özellikle çocuklarımızın kazanması gereken becerilerin başında;

•İnovasyon

•Yaratıcılık

•Eleştirel Düşünme

•İletişim ve işbirliği

•Okuma ve dil becerileri

•Bilimsel ve tasarımsal düşünme

•Matematik okuryazarlığı

•Dijital dünya vatandaşlığı

Bunların sağlanabilmesi için önümüzdeki süreçte bizlerin yapması gerekenler nelerdir kısaca değinecek olursak,

Çocukların İnovasyon Becerisi

İnovasyon; kelime anlamı yenilikçilik olan bu kavram hayatımıza teknolojiyle birlikte girmiş ve aslında sadece çocukların değil yetişkinlerinde edinmesi gereken bir beceri haline gelmiştir. Hedefe ulaşmak için yapılan her türlü somut yenilik, yaratıcı düşünme faaliyetleri inovasyonun gerektirdiklerindendir. Bizim bu beceriyi çocuklarımıza kazandırabilmek için ilk yaptığımız şey onları temel eğitim olan ilkokul yıllarından itibaren konu eksikliklerini tamamlayıp verilen ödevleri ve sorumlulukları kendi başlarına çözme alışkanlığı kazandırmaktır.

Yaratıcılık; Uzun yılllardır eğitim alanında edindiğimiz tecrübelere dayanarak şunu söyleyebiliriz ki, çocukların en büyük eksiklikleri hazıra alışmış olmaları, sorumluluk almadan büyüyen çocuklar iş öğrenmeye geldiğinde de bunu sürdürmeye devam ediyor. Yapılması gereken ve bizim kurum olarak öğretmenlerimizin de benimsediği en önemli misyon çocuklara öğrenmeyi öğretmektir. Bir çocuk araştırarak, bir konu hakkında farklı düşünme yolları geliştirerek, görerek gözlemleyerek o konuyu özümsedikten sonra karşısına çıkan sınav, ödev, proje her ne olursa olsun üstesinden mutlaka kalkacaktır. Bu yıl yaşadığımız olumsuz koşullar hiç şüphesiz en çok eğitim alanında etkilerini gösterecek. Uzaktan eğitimle desteklenmeye çalışılan yarım dönemlik müfredat kayıpları bu yıl içinde mutlaka tamamlanmalıdır oluşan herhangi bir temel eksikliği ögrencinin önündeki eğitim sürecinde çığ gibi büyüyerek bir noktadan sonra önüne geçemeyeceği boyuta ulaşır. Bunu önlemek için özellikle temel dersler olan matematik ve türkçede konu eksiği tamamlamaya yönelik çalışmalar yapılmalı ve öğrenciye verilen takviye ödevlerinde yardımcı olmaktan ziyade, konuları özümsemesine yönelik olmalıdır. Konuyu her anlamda kavrayan çocuk zaten ödevleri ve çalışmaları konusunda da gerekeni yapacaktır.

Eleştirel Düşünme; Gelişen teknolojinin hayatımıza kattığı olumlu yanlarının yanında olumsuz yanları da mevcuttur. Bunlardan en önemlisi çocukların hayal güçlerine sınırlama getirmesidir. Başkasının hayal edip tasarladığı oyunlarla, etkinliklerle vakitlerini geçirmeleri sonucu karşılarına çıkan olaylar karşısında eleştirel düşünüp; neden? Nasıl? Ne için? Gibi soruları sormaktan uzaklaşmışlar ve olduğu gibi kabul etme güdüsüyle gelişimlerini tamamlamaktadırlar. Bunun önüne geçebilmek için çocuklara soru sormanın ve bu soruların cevaplarına kendi düşünceleriyle ulaşmalarının önemi anlatılmalıdır.

İletişim ve işbirliği; Hepimiz biliyoruz ki bizler sosyalleşme ve etkileşim kurma anlamında şimdiki çocuklardan çok daha şanslı durumdaydık. Konuşup milli kültürümüzü öğrenebileceğimiz, atasözlerinin deyimlerin hep kulağımızda yankılandığı konuşmalarına tanıklık ederek güncel olaylardan haberdar olabileceğimiz aile büyüklerimiz, iletişim kurup paylaşma, iş birliği gibi değerler edindiğimiz arkadaş çevremiz vardı. Ancak değişen dünyada bu değerlerin yitip gittiğini üzülerek gözlemliyoruz unutulmamalı ki bir çocuğun eğitimi yalnızca akademik başarılı odaklı olmamalı, her anlamda toplum için örnek ve donanımlı bir birey yetiştirmek asıl hedef olmalıdır. Bizler eğitim yuvamızı bu değerler üzerine şekillendiriyoruz. Çocuklarımızın kendi yaş gruplarında paylaşımda bulunma, grup çalışmalarına katılarak iş birliğinin, birlikte hareket etmenin önemini , gerektiğinde lider gerektiğinde katılımcı olarak bunların getirdiği sorumlulukları yerine getirmelerinin ne kadar önemli olduğunu kavrama üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Kitap okuyarak, sohbet ederek, tarihimizi kültürümüzü öğrenmelerini sağlıyoruz. Yaşamlarında uygulamadıkları hiç bir bilgi kalıcı olmaz.

Çocuklarımız sınavlarda neden başarı yakalamakta zorlanıyor?

Başarısız Olmaktan Korkan Öğrenciler

1- Çocuğunuz Gelecek İçin Hedef belirleyemiyorsa

Geleceğe dair hayalleri yok. Çocuklarımız ellerindeki akıllı telefonlarla teknolojinin olumlu yanlarını kullanmaktan çok amaçsız bir geleceğe doğru yol alıyorlar. Hayata dair bir beklentileri yok çünkü şimdiye kadar hiçbir şeyi hayal kurarak azmederek kazanmadılar Her şey ailesinin sağladığı imkanlarla önlerine hazır olarak geldi. Böyle yetişmiş bir çocuk hayatının hangi evresinde olursa olsun azmederek çalışarak başarmanın tadına varamaz. Ailelerimiz de bunun bilincine vardıklarında iş işten geçmiş oluyor. Sadece Liseye Giriş Sınavı. Üniversiteye Giriş Sınavı değil karşılarına çıkan her basamakta hedeflerine bir adım daha yaklaşmanın keyifini aşılamamız gerekmektedir.

2- Okuduğunu hızlı ve doğru algılayamıyorsa

Okuduğu herhangi bir parçada hızlı ve anlayarak okuyan bir öğrenci bir adım öne geçerken, bilgi birikiminin kazandırdıklarını uygulamada daha hızlı ve doğru sonuca ulaşacaktır. Bunun içinde anlayarak hızlı okuma teknikleri okuma yazma bilen her çocuk için uygulanabilir. Bilindiği gibi, beynimizdeki iki yarımdan her biri az çok farklı bir fonksiyonla “algılar”. “Sol beyin” mantıkla düşünüp anlar (veya, anlamaya çalışır). Her gördüğünü, duyduğunu, analitik bir şekilde işler: Küçük parçalara böler, ve birimden, parçadan tekten tüme gider, sonuca bağlar. Bu bilinçli okumadır. Bilinçli okuma yapamayan bir öğrencinin en çok söylediği ‘okuduğum metnin sonuna doğru geldikçe başını unutuyorum.’ problemini de ortadan kaldırır.

3- Matematikteki yorum sorularını algılayıp çözemiyorsa

Öğrencilerin gereken basariyi göstermeleri zor dersi için karşılaşılan en onemli sorunlardan biri çocukların bu derse ön yargıyla yaklaşması ve adeta bir fobi haline getirmeleri. Öncelikle çocuklarımızı bu konuda rahatlatmalıyız. Her insanın beyni birbirinden farklıdır nasıl zevklerimiz hislerimiz birbirinden farklıysa beynimizin çalışma sistemi de standart bir çalışma yöntemiyle gelişmez. Alınan eğtimler kişiye özel olmalı ve özellikle merak uyandırıcı, ilgi çekici seyirci değil katılımcı olabildikleri bir ders düzeni bu konuda atılacak ilk adımdır. Unutmamalıyız ki zeka seviyesi değişebilen bir şeydir. Artı yönde de eksi yönde de değişim gösterebilir. Bu çocuğun sayısal zekası yok şeklinde bir yaklaşım çocuğu sınırlandırır, ufkunu daraltır ve hep belli bir kapasitesi varmış ve bunu asla aşamazmış hissi uyandırarak karşılaşacağı her durumda zorlanmasına neden olur. Matematik, yapabildikçe eğlenceli hale gelir aslında hayatın her alanında karşılaştığımız ve kullanılmasının getirdiği avantajların farkına varan kişi bu zamana kadar korkmasının ne denli yersiz olduğunu anlayacaktır.

Öğrenemeyen Çocuk yoktur öğretilmeyen çocuk vardır.

Her öğrenci bir diğerinden farklıdır. Matematikte herkes için standartlaşmış bir çalışma yöntemi yoktur. Çocuğunuzun aldığı matematik notu tek başına onun zeki ya da başarılı başarısız kabul edilmesi için bir ölçüt değildir. Maalesef bazı veliler öğrenme farklılıklarını gözardı ederek çocukta matematik kaygısı yaratıyorlar. Farkında olmadan oluşturduğumuz bu kaygı derse karşı önyargıyı da beraberinde getiriyor. Sadece velilerin değil diğer öğretmenlerin de benzeri tutumları öğrencinin matematiğe olan ilgisini kaybettirebilir. Çocuğunuzun matematik dersine olan tutumundaki sorunu doğru tespit yapmalı kendi çalışma yöntemini geliştirmesini hedeflemeliyiz.

Bu konuda neler yapabiliriz ?

1–) Mantık olarak ödev değil !

Anlamlı ve yaratıcı ödevler önem kazanıyor.
Matematik dersi tekrar gerektirir ve pekiştirmek çok önemlidir ama çocuğu geliştiren, yapmaktan zevk alacağı ilgisini çekecek Pekiştirecek çalışmalar vermeliyiz. Kısacası çocuğu Ödeve Boğmadan onun ilgisini çekecek örnek çalışmalar verirsek daha etkili sonuçlar elde ederi.

2-)Öğrencinin aktif olduğu bir anlatma yöntemi !

Matematikte ezberden çok mantık yürütmeleri ve sorgulamaları çok önemlidir. Zorlandığı bir problemle karşılaştığında onu sorularla yönlendirerek sonucu bulmasına yardımcı olabiliriz. Sorular sordukça sonucun nasıl bulacağını keşfedecek Buda çocuğun kendine güvenini arttıracaktır.

3)Öğrenme farklılıklarına dikkat etme !

Öğrencilerin öğrenme ortamında algılama, karşılıklı etkileşim ve tepki verme gibi Farklılıkları vardır. Bu konuda yapacağımız çalışmalarla öğrencileri daha doğru yönlendirebiliriz.

4) Seviyesine uygun öğrenme !

Kendi matematik geçmişimize baktığımızda neyi ne zaman Öğrendiğimizi hatırlayamayız. Çünkü zihinsel süreçler beynimizde gittikçe artan bir şekilde ilerlemiştir. Çocuklarımıza yardım etmek istiyorsak hangi düzeyde ne öğrendiklerini dikkat etmeliyiz. Yaş seviyelerine göre konuları öğretmemiz gerekir.

5) Kendine yöntem belirle !

Öğrencilerimizi kendi yöntemlerini bulmaları için yüreklendirmeliyiz. Bir problemi çözmek için sabit fikirli olmayın çözüm için bir çok yöntem olabileceğini kabul etmek çok önemli. Özellikle matematikte kendi kendine farklı bir yöntem geliştiren bir öğrencinin bu yöntemi diğer arkadaşlarına göstermesinden keyif aldığını, ve bu konuda teşvik edildiğinde matematiğe olan ilgisinin arttığını gözlemliyoruz. Yöntem yanlış olsa dahi ne yapmaya çalıştığı ve nerede hata yapmış olabileceğini SORULAR vasıtasıyla buldurabiliriz. Matematikte öğrencinin deneme yanılma pratikleri kendisini geliştirmesine yardımcı olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir