Bir Çocuk İçin Zaman Sevgi Demektir

cocuk sevgiGenç bir adam ceza evini boylamak üzereymiş. Yargıç onu çocukluğundan beri tanıyormuş ve ünlü bir yazar olan babasıyla da tanışıyormuş. Sulh yargıcı,
-“Babanı hatırlıyor musun?” diye sormuş.

Bu soruya
-“Onu oldukça iyi hatırlıyorum” şeklinde cevap vermiş.

Suçlunun vicdanını yoklamaya çalışan yargıç şöyle demiş:
-“Mahkum edilmek üzereyken ve şu anda mükemmel bir insan olan babanı düşünürken, onun hakkında net olarak ne hatırladığını anlatır mısın?“

Bir sessizlik olmuş. Daha sonra yargıç beklenmeyen bir cevap almış;
-“Öğüt almak için yanına gittiğimde, yazdığı kitaptan başını kaldırarak bana baktığını ve “Çek git başımdan; çok meşgulüm !” dediğini hatırlıyorum. Ona arkadaşlık etmek için yaklaştığımda bana dönerek “Çek git başımdan oğul; bu kitabı bitirmeliyim !” derdi. Sayın yargıcım siz onu büyük bir yazar olarak hatırlarsınız fakat ben onu kaybedilmiş bir arkadaş olarak hatırlıyorum”

Yargıç kendi kendine söylenmiş;
-“Yazık ! Kitabı bitirdi ama oğlunu kaybetti ! ”

Çalışma şartlarının zorlaştığı, kariyer elde etmenin önemli bir sosyal değer olarak görüldüğü, yaşam koşullarının maddi olarak zorla kazanıldığı günümüzde, başta anne-baba olmak üzere aile bireyleri birbirleriyle konuşmak, birbirlerini dinlemek için yeterli zaman bulamamaktadırlar. Halbuki; hızlı değişen yaşam koşullarının getirdiği riskler nedeniyle, özellikle çocuklarla daha çok karşılıklı konuşulması gerekmektedir.

Toplumda meydana gelen yenilikler, yeni değer yargılarının çocuklar tarafından nasıl algılandığını belirlemek, gerekiyorsa alınan yanlışlıkları düzeltebilmek için anne-babaların çocuklarıyla konuşmak üzere fazla zaman ayırmaları gerekir. Günün yaşanan olayları, heyecanları, başarı-başarısızlıkları, üzüntü ve sevinçleri paylaşmak her birey gibi çocukların da en doğal haklarıdır.

Özellikle çalışma şartlarının zorluğu nedeniyle aile bireylerinin az görüşmesi, eşler için bile olumsuz bir durumdur.Eşler arasındaki sevgi bağlarının gelişmesi, aile içindeki sorunların zamanında çözülebilmesinde yüz yüze iletişim eksikliği yaşanmakta, aile içindeki huzur ortamına doyum olmamaktadır. Bu nedenle ortaya çıkan uyumsuzluk,yeterli güven ve sevgi koşullarının oluşmasını engellemektedir.Aile ortamında birlikte olmak, sözlü ya da sözsüz mesajlarla sevgi gösterilerinin olması ,ailede süreklilik açısından çok önemlidir. Yalnız birçok insan iletişim kuruyorum derken, daha çok kendi düşüncelerini, istek ve ihtiyaçlarını ifade etmekten hoşlanır. Ancak, karşıdaki insanın da gereksinimleri, düşünceleri ve isteklerinin olabileceğini algılayamaz. Aile en küçük ve en temel sosyal birim olarak, tüm aile bireylerinin düşünce, istek ve gereksinimlerinin ifade edildiği ve karşılandığı bir yapı olduğu unutulmamalıdır.

Bu genel açıklamalardan sonra, çatışma yaşanmaması, çocukların kaybedilmemesi, yeterli sevgi ve ilginin verilebilmesi için, çocukları ihmal etmemeli, onlara zaman ayırmalıyız. İşimiz için çocuklardan vazgeçmemeliyiz. Asıl olan çocuklarımızdır. Yaptığımız iş, verdiğimiz çaba onlar içinse, onlara yeterli zaman ayırmak, onlarla gezmek, tiyatro-sinemaya gitmek, oyun oynamak, sohbet etmek, çocukları dinlemek gibi etkinliklerle ilgi ve sevgimizi göstermek zorundayız. Böyle davranarak onlara; yanlarında olduğumuzu, onları anladığımızı ve sevdiğimizi ifade etmiş oluruz. Çocuklarımızla dinlerken nelere dikkat etmeliyiz?

1-Çocuklarımızı dinlemek için özel bir zaman ayırmalıyız.

2-Dinlerken çok sakin olmalıyız.

3-Anlatılanlar ne kadar uçuk olursa olsun, sabırla sonuna kadar dinlemeliyiz.

4-Çocuğumuzun gözlerine bakarak dinlemeliyiz.

5-Öfkeli ve tehdit edici olmadan, rahat konuşmasını sağlayıp onu anlamaya çalışalım.

6-İlgi ile dinlediğimizi belirten konuyla ilgili sorular soralım.

7-Onları sorgulayıcı olup soru yağmuruna tutmayalım,

8-Rahatlaması için onların başını okşayın, onlara sarılın.

9-Duygularını abartılı da olsa bırakın anlatsın, olayı yaşasın sonuna kadar dinleyin.

10-Yüz ifadeniz ve beden dilinizle onu anladığınızı ifade edin.

11-Çocuğunuzun anlattıkları ne kadar tuhaf ve çelişkili- komik olursa olsun gülmeyin.Aksi halde hafife alındığını ve kendisiyle alay edildiğini zanneder, anlaşılmadığı kanısına varır, güvenmez ve anlatmaktan vazgeçer. Dinledikten sonra yorumlamak, ona yorumlatmak, birlikte çözümler bulmak kolaydır.

Çocuklarınızı ve Öğrencileri Anlayabilmek

anlayabilmek“Satılık Köpek Yavruları” ilanının hemen altında küçük bir çocuğun başı gözüktü ve çocuk dükkan sahibine sordu :
-”Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?”

Dükkan sahibi :
-”30 dolarla 50 dolar arasında değişiyor fiyatları” dedi
-”Benim 2 dolar 37 sentim var” dedi çocuk
-”Bir bakabilir miyim yavrulara”

Dükkan sahibi gülümsedikten sonra bir ıslık çaldı ve köpek kulübesinden beş tane yumak halinde yavru çıktı. Yavrulardan biri arkadan geliyordu. Küçük çocuk yürümekte zorluk çeken sakat yavruyu işaret edip sordu:
-”Bunun nesi var?”

Dükkan sahibi onun kalça çıkığı olduğunu ve hep sakat kalacağını açıkladı.
Küçük çocuk heyecanlanmıştı.
-”Ben bu yavruyu satın almak istiyorum.”

Dükkan sahibi:
-”Hayır o yavruyu satın alman gerekmiyor.
Eğer gerçekten istiyorsan o yavruyu sana bedava veririm”

Küçük çocuk birden sinirlendi.
Dükkan sahibinin gözlerinin içine dik dik bakarak, “Onu bana vermenizi istemiyorum. O da diğer yavrular kadar değerli ve ben fiyatını tam olarak ödeyeceğim. Aslında şimdi size 2 dolar 37 cent vereceğim ve geri kalanını ayda 50 cent ödeyerek tamamlayacağım.”

Dükkan sahibi çocuğu ikna etmeye çalıştı:
-”Bu köpeği gerçekten satın almak istediğini sanmıyorum.

Bu yavru hiçbir zaman diğer yavrular gibi koşup, zıplayamayacak ve seninle oynayamayacak.”
Bunun üzerine küçük çocuk eğildi, pantolonunu sıvadı ve büyük bir metal parçasıyla desteklediği
sakat bacağını dükkan sahibine gösterip, tatlı bir sesle:
-”Ben de çok iyi koşamıyorum ve bu yavrunun kendisini çok iyi anlayacak bir sahibe gereksinimi var” dedi.

Anlamak ve anlaşılmak çok önemli. Engelli olmak zor. Çocuklarınızı anlamaya çalışın. Onların yaşamlarını anlamlandıracak faaliyetleri yapmalarına olanak verin. Yapamaz, beceremez diye düşünmeden yapabilecekleri, becerebilecekleri etkinlikleri sunun. Tedavi edilmeleri gerekiyorsa en iyisini vermeye gayret edin. Hiç görmeyen bir Türk ressamın renkli ve perspektife uygun resimler yapabildiğini umarım görmüşsünüzdür. Kolu, bir ya da iki bacağı olmayan çocukların olimpiyat başarılarını, yüzme, atletizm, basketbol, masa tenisi gibi spor dallarında ne kadar başarılı olduklarını izlemişsinizdir. Yine gözleri görmeyen A.Stone isimli bir gencin gençler arası sırıkla yüksek atlama rekoru kırarak dünya 1972 olimpiyat şampiyonu olduğunu duymuşsunuzdur. Kolay değil, büyük uğraşı ve özveri gerektirir. Bu çocuk bizim çocuğumuz olduğuna göre onlara verilecek zaman, uğraşı ve çabamız sürekli olmalı ve bıkmadan, usanmadan verilmesi  gerekir. Büyük başarılar elde edilmesi şart değil ama onlarında hayatta mutlu olmaları gerekli değil  mi? Onlara yeterli zaman ayrılması, ellerinden tutulması, gözlerine bakılarak konuşulması; duymasalar da, konuşamasalar da, hareket edemeseler de, görmeseler de onları çok mutlu edecek, onların mutluluğu sizin de mutluluğunuz olacaktır.

Engelli olmadığınıza şükredin ama engellinizi anlamaya çalışın. Onların yaşında iken duyduğunuz his, düşünce, davranışlarınızı hatırlayın. Şimdi içinde bulunduğunuz şartlar, olanaklar, çevre şartlarını değerlendirin. Kendinizi onların yerine koyabilmeyi deneyerek onları anlamanız mümkün olabilecektir unutmayın.

Ali YAYLACI
EMEKLİ ÖĞRETMEN

Başarısız Öğrenci Yoktur…

Child with learning difficultiesBaşarısız öğrenci yoktur,eksikleri olan ,bazı dersleri ve ilgi alanları farklı olan öğrenciler vardır. Her insanın farklı biyolojik yapısı olduğuna göre, her öğrencinin de her dersi aynı seviyede algılaması, başarması beklenemez. Çünkü zeka çeşitliliği söz konusudur. Bazıları sayısal, bazıları görsel, bazıları sözel, bazıları sanatsal zekaya sahiptir.

Öğretmenlerin bunu bilerek sayısal zekalıya daha çok sözel, sözel çocuklara ağırlıklı olarak sayısal derslerden daha çok nasıl verebilirim çabasını göstermesi beklenir. Bu günün sisteminde böyle olmak zorundadır. Bir sözel ağırlıklı çocuğun istediği yere girebilmesi için sözelciler içinde en çok matematik yapması gerekmektedir ki; sıralamada öncelikli olsun. Sayısalcılar için de sözelden ne kadar çok doğru yaparsa, kendi sıralamalarında önlere gelebilmesi mümkün olsun. Esasta çocuklar bu nedenle çok zorlanmakta, okuldan, öğretmenden, hatta anne babadan bile soğumaktadırlar.

Öğretmen dersini sevdirmek zorundadır. Sevgi istek yaratacak, istek öğrenmeyi getirecektir. Müzik dersinde yapılan hata; öğretmen okulu ikinci sınıftaydım. Bir müzik dersinde öğretmenim sözlüye kalkmamı istedi. Ben de kendimi hazır hissetmediğimi, bir sonraki derste kalkmak istediğimi söyledim Öğretmenim “Eylülde görüşürüz.” dedi. Daha sonraki her hafta sözlü sınava kalkmak için el kaldırdığımda “Eylül’de” yanıtı aldım. Sevmeme, bilmeme, istekli olmama rağmen o günden sonra, mandolini elime almak istemedim. Müzik dersinden ikmale kaldım.

Alttan eksik geliyorlar, o yüzden isteneni yükleyemiyorum, başarıyı yakalayamıyorum diyen ikinci devre branş öğretmenlerine burada birkaç sözüm var; öğretmenlikte esas olan öğretmekse: müfredatın yetişmesi düşünülmeden, öğrencilerin bulunduğu seviyeden başlayıp öğretmeyi becermek mi?, müfredat yetişecek diye anlatırım, anlayan anlasın mı?, gücü olan alsın, anlasın la yürünürse dersinizi ve sizi öğrencileriniz sever mi? Biliyorum ki onlar dersinizi sevmez, sabote eder ve siz de başarısız olursunuz. Her öğrencinizi tanıyor ve dersinizi her öğrencinize hitap edecek şekilde planlayabilir musunuz? Bir fizik öğretmeni; sınıfa girince ilk sorusu geldikleri okul ve çevrelerini öğrendikten sonra alan ağırlık ve hacim ölçüleri ile ilgili sorular sorarmış. Bir ton kaç kilogram dediğinde aldığı yüz kilogram, on kilo, bir kilo cevaplar çoğunlukta olunca, daha sonra kullanacağı bu alan, ağırlık ve hacim ölçülerinin esasını, birbirleri ile ilişkisi ve alt üst çevirmelerini kavratmak için birkaç haftasını verir, sonradan da tekrarlarla konuyu pekiştirip, başarıyı ancak yakalayabildiğini anlatmıştı. Bir öğretmen sınıfta öğrenmeyi sağlayamıyorsa sevilmez. Ülkemizde hangi öğretmen anlattığı konunun %95′in üzerinde öğrenilmesine dikkat eder. Sınıfta öğrenilen konu unutulmaz. Eve verilen pekiştirme ödevleri eksiksiz yapılır. Çünkü konu öğrenilmiştir, zevk verir. Konuyu öğretmeden verilen ödevi kim yapar? Okullardan öğrenci niye kaçar? Mutlu olan dersini, öğretmenini seven öğrencinin dışarıda arayacağı ne vardır? Sevgisizlik, ilgisizlik ve dışlanma, kabul görmeme durumları okuldan soğutur öğrencileri. Dershanelerde öğrencilere çok şey verilmez ama paralarının hatırına adları, esemeleri okunur, değer görürler orada ve onun için dershaneleri sever öğrenciler. Veliler de başarısızlık durumunda kendilerini sorgulamalıdır.

- Çocuğumun bütün ihtiyaçlarını zamanında gideriyor muyum? (giyecek, yiyecek, kitap defter, araç-gereç, yeterince sıcak ve aydınlık sessiz bir oda. )

- Çocuğuma yeteri kadar zaman ayırıp onunla konuşuyor, geziyor, eğleniyor muyum?

- Okuluna giderek eksikleri ve bunların giderilmesi yönünde çaba sarf ettim mi?

- Ona her konuda iyi örnek oluyor muyum?

- Çevre faktörlerinden onu kötü etkileyen durumlar için ne tedbirler aldım?

- Öğretmenleri ile görüşmede sınıf arkadaşları ve okulda kabul görmesi için çeşitli etkinliklere izin verdim mi? Öğretmenlerin gerekli desteğini sağlayabildim mi?

- Güven kazanması için neler yaptım?

- Çocukları suçlamadan yapılan hata ve eksiklerin tamamlanması için yeniden planlama ve küçük desteklerle başarısızlıkların üstesinden gelinebilir.

Bir İzmir Etüd Merkezi İle Tecrübemiz…

Bir İzmir Etüd Merkezi İle Tecrübemiz2007 yılı eylül ayı bizim ve oğlumuz için yeni bir adımı daha atacağımız heyecanlı bir aydı. Onun ilk adımlarının heyecanını, ilk anne baba deyişini, masum konuşmalarını dinlerken duyduğumuz o tarifi imkansız binlerce heyecan ve deneyime bir yenisini daha ekliyorduk bu ay.

Oğlumuz okula başlıyordu. O artık toplumda bir birey. Bugüne kadar hayatımızdaki en kıymetlimizi artık birilerine emanet etmekten öteye onun bu toplumun bir parçası olmak üzere kanat çırpışlarına tanık oluyorduk.

İzmir’deki okullar arasında yaptığımız küçük araştırmalar sonucu kendimize göre en iyi okulu belirlemiş ve oğlumuzun kaydını yaptırmıştık. Okula kayıt sırasında bize bir de tüm öğretmenlerin çocuklarının gittiği etüd merkezi tavsiye edilmişti. Çünkü biz çalışan bir anne ve babayız. Oğlumuzun okul sonrası saatlerini geçireceği bir yere ihtiyacımız vardı. Bu tavsiye edilen yer bizim için garantiydi. Eeee tüm okulun öğretmenlerinin çocukları gittiğine göre iyi bir yer olmalıydı. Ama bu konuda ne kadar yanıldığımızı görmemiz çok geç olmadı. Buraya kayıt işlemleri için gittiğimizde inanılmaz bir tablo ile karşılaştık. Çünkü pencerelerinden rengi morarmış bir tarafı kornijde diğer tarafı yere sarkan, yerleri çamur lekeleri ile lekelenmiş, yemek masası üzerinde ekmek kırıntılarının ne zamandan kaldığı belli olmayan bir ortam içerisinde bizi karşılayan üzeri lekeler içinde bir kıyafetle etüd sahibi ile tanıştık.

Evet tabiki bu ortamdan kaçarak uzaklaştık. Eşim ve ben en değerli varlığımızı kime emanet edecektik. Bu sırada biz 5 etüd merkezi daha gezdik. Ama olmuyordu hiçbirisi istediğimiz gibi değildi.

İstediğimiz ne miydi?

Temiz, düzenli, disiplini olan ama aile sıcaklığında, deneyimli eğitmenlerin olduğu çocuğumuzun hem derslerine yardımcı olacak, hem de kişisel gelişimine katkı sağlayacak bir ortamın olduğu etüd merkeziydi. Yaptığımız araştırmalar ne yazık ki bu istediklerimizi bir arada bulmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyordu bize. Ama yılmadan aramaya devam ettik. Bu sırada İnternette gezerken bir etüd merkezi tanıtımını okuduğumda kendimi tutamamış ve gözlerimdeki yaşlara hakim olamamıştım. Bu bir annenin dizeleriydi.

Çalışma hayatım sürecinde, hem iyi bir öğretmen, hem iyi bir eş ve hem de iyi bir anne olabilmenin mücadelesi içerisinde oldum. Bir öğretmen olarak benim çocuklarım en iyi eğitimi almalı ve hayata en iyi şekilde hazırlanmalıydılar. Ancak bu mücadelem sırasında bir şeyi ihmal ettiğimin farkındaydım ve bunu hep yarınlara ertelemek zorunda kaldım. Kısacası ben sevgiyi hep yarınlara erteledim. Çocuklarım büyümüşlerdi, iyi eğitim almışlardı ve başarılıydılar ama “o yarın” geldiğinde artık çok geçti, çünkü onlar yanımda değildiler.

Gelin eğitim ve öğretimi bize bırakın, siz sevgiyi yarınlara ertelemek zorunda kalmayın.

Bu yazıyı yazan bir eğitimci annenin yerini görmek üzere hemen harekete geçtik ve randevulaştık.

Kapıyı bize kendisi açtı. Atiye Hocam. Sıcak bir hoş geldinizdi ağzından ilk dökülen kelime ama öğretmen edası ile sanki onun öğrencileriymişiz de büyümüşüz şimdi ziyaretine gelmişiz gibi bir karşılamaydı.

Bizi ve çaresizliğimizi dinledikten sonra konuşmaya başladı. O anda eşim ve ben göz göze gelmiştik.  Evet doğru yerdeydik. Etüd merkezini gezdikten sonra oğlumuzun kaydını yaptırmaya karar vermiştik. Aklınıza sakin etüdü gezdikten sonra şıklığına hayran kaldık gibi bir tanımlama gelmesin. Çünkü beklentiniz eğer çocuğunuzun şık bir mekanda vakit geçirmesiyse burası şık bir mekan değil.

Pırıl pırıl ve bir düzeni olan mutfağı, kitapların sıra sıra dizili olduğu rafları, tertemiz çalışma salonları, tüm hijyen adına uygun olduğunu ifade edebileceğim tuvaleti, yer minderlerinin olduğu bir dinlenme salonu ve arka tarafında da küçük bir beton bahçesi var. Deneyimli eğitmenlerinden bahsetmeme gerek bile yok sanırım.

Evet belki şık değil ama bu konudaki tüm ihtiyaca cevap verebilecek bir yer.

Oğlumuz her gün eve tüm ödevleri bitmiş olarak geliyor. Atiye hanimin,” onunla lütfen oyun oynayın, onu dinleyin kısaca onunla kaliteli vakit geçirin” öğüdünü dinliyoruz. Her gün oğlumuzun gelişimi konusunda kendisinden bilgi alıyoruz. O her aradığınızda işi olan ve etüd merkezinde olsa da çocuklardan bir haber olan etüd sahipleri gibi değil. Atiye Hanim birinci sınıfları özellikle kendisi eğitiyor. Neden mi?

“Onları kimseye emanet edemem bu yıl çalışma alışkanlığı kazanacakları yıl. Bu yıl bunu kazandıramazsak işimiz zor.” Diyor.

Deneyimi, yol göstericiliği ve eğitmen kimliği ile sadece çocuklarımızı değil inanın bizleri de eğiten bir etüd burası.

Ben bir anneyim ve ben tüm kalbimle her anneye bu etüd merkezini tavsiye ediyorum.